Az önce çıktım evden.
Su sayacının klorlu sesinden,
Komşunun öksürüğünden az önce çıktım.
Ellerim ceplerimde aranıyor,
Gözlerim yüzlerde...
Çizgilere basmadan yürüyorum kaldırımlarda.
Gözlere dikkat etmiyorum.
Aklıma olta atıyor,
Cevapları batık çözümleri yan giden sorular.
Köşedeki yaşlı kadın hala yerinde mi?
Peki ya bakkal?
Mesela sakız ne kadar?
Çileklisi çocukluğu arzulatan sakızlar...
Gülümseten anılar koşarak geliyorlar,
Denizime atlıyorlar.
Kafam uçurtma misali sallana sallana yükseliyor o ara,
Çıkarıyorum naftalinli rüyalarımı...
Salındığım kaldırımda canım sıkkınlıktan muaf,
Kirpiklerim güneşe cephe açmış.
Gözlerimin kamaşmasına aldırmıyorum.
Paltomun anaç yakaları bile minnettar,
Horoz tüyü gibi kabarmışlar.
Roman okur gibi adımlıyorum sokakları...
Gideceğim bir yer yok.
Alacağım bir şey yok.
Yapacağım bir iş yok.
Birkaç dakika için ödünç aldığım sokaklar var,
Müşterek kullanılan gökyüzü var,
Aylaklıktan şairleşmiş adımlarım var.
Halbuki ne geçti şunun şurasında dışarı çıkalı?
Az önce çıktım evden.
Yıkılan hayallerimden,
Gerçeklerin katledildiği uykularımdan az önce çıktım.
Adım attım haytalığa,
Düşlerin dibine kadar yolum var.
Hayatımdan az önce çıktım...
15 Şubat 2010 Pazartesi
Masum
Sıkıldım artık.
Hayat hakkında konuşmaktan,
Dert anlatmaya çalışmaktan,
Sıkıldım.
Her günü, her saati...
El ele verip denklemcilik oynuyorlar.
Zamansız güldürüp,
Sebepsiz ağlatıyorlar.
Oysa ne güzellerdi.
Ne güzellerdi o gelenler,
Ne güzel kandırırlardı.
Hatırlanası kadınlar,
Rüyalara yelken açan baharlar,
Turşusu kurulmuş hayaller...
Ne güzellerdi.
Neler geçti hayal meyal...
Uğruna gülücüklerin katledildiği yalanlar,
Masal çıkan hayat hikayeleri,
Heveslerin cenk ettiği ağustos geceleri
Ve daha nice yaz sevdicekleri...
Neler geçti.
Kalbi insan labirentlerinde meze olan,
Umut tohumlarına ciğerlerini küfe yapan,
Yaşamak uğruna güç bela nefesler sırtlanan,
Çok insan geçti.
Gelir de, gider de, geçer de...
Eğer çürüyecekse illa ki insan,
Madem ki çıkmaz sokaksa ve tıkanacaksa her hevesin ucu,
Düşünürüm ben de...
Rüyalarda yaşarım.
Kafamdakiler...
Sokaklar, evler, arabalar...
Laleler, kelebekler...
Kolu sökük kazaklar, kahverengi süveterler,
Mavi korkuluklu şeytan arabaları,
Gevşek trabzanlı ahşap merdivenler,
Ucu raptiyeli koca koca topaçlar,
Gökkuşağı kıskandıran misketler,
Kadınlar,
Adamlar,
Çocuklar,
İnsanlar...
Benim.
Hepsi benim.
Suç mu?
Hayat hakkında konuşmaktan,
Dert anlatmaya çalışmaktan,
Sıkıldım.
Her günü, her saati...
El ele verip denklemcilik oynuyorlar.
Zamansız güldürüp,
Sebepsiz ağlatıyorlar.
Oysa ne güzellerdi.
Ne güzellerdi o gelenler,
Ne güzel kandırırlardı.
Hatırlanası kadınlar,
Rüyalara yelken açan baharlar,
Turşusu kurulmuş hayaller...
Ne güzellerdi.
Neler geçti hayal meyal...
Uğruna gülücüklerin katledildiği yalanlar,
Masal çıkan hayat hikayeleri,
Heveslerin cenk ettiği ağustos geceleri
Ve daha nice yaz sevdicekleri...
Neler geçti.
Kalbi insan labirentlerinde meze olan,
Umut tohumlarına ciğerlerini küfe yapan,
Yaşamak uğruna güç bela nefesler sırtlanan,
Çok insan geçti.
Gelir de, gider de, geçer de...
Eğer çürüyecekse illa ki insan,
Madem ki çıkmaz sokaksa ve tıkanacaksa her hevesin ucu,
Düşünürüm ben de...
Rüyalarda yaşarım.
Kafamdakiler...
Sokaklar, evler, arabalar...
Laleler, kelebekler...
Kolu sökük kazaklar, kahverengi süveterler,
Mavi korkuluklu şeytan arabaları,
Gevşek trabzanlı ahşap merdivenler,
Ucu raptiyeli koca koca topaçlar,
Gökkuşağı kıskandıran misketler,
Kadınlar,
Adamlar,
Çocuklar,
İnsanlar...
Benim.
Hepsi benim.
Suç mu?
12 Şubat 2010 Cuma
Yırtık Niyetli
Hey!
Yırtık niyetli!
Bir selam ver şu kalbi deliğe,
Bak sana bir kadın yaptım,
Elişi kağıtlarından...
Gururu otuzsekiz beden,
Dudakları kahverengi...
Gel ürkme derim ama,
Bilirim bilmezsin be adam.
Anlamazsın kadından.
Kahkahanın yanında rakıdır senin için,
Şehvetine mayodur.
Yalanına tav,
Egona bir damla üzüm çekirdeği...
Evet, sen.
Elden düşme, çarpık yürekli,
Babasına ziyan yırtık niyetli...
Anlamazsın kadından.
Gülüşlerin çalıntı, gözlere düşman,
Saflığa zindan rüyaların hep art niyetli...
Bilirim bilmezsin be adam,
Anlamazsın sen aşktan.
Pirzoladan sonra kürdandır senin için,
Ayran çalkalamaktır.
Masallarına tav,
Edepsiz fıkralarının eküri karakteri...
Sen.
Kelepir maymun, soysuzun önde gideni,
Oksijeni zehir yırtık niyetli...
Anlamazsın sen aşktan.
Kabuslarla birader, adiliğin baş neferi,
İnsanlığın vücut bulmuş cehennemi!
Sevene sevilene isyan,
Yırtık niyetli!
Yırtık niyetli!
Bir selam ver şu kalbi deliğe,
Bak sana bir kadın yaptım,
Elişi kağıtlarından...
Gururu otuzsekiz beden,
Dudakları kahverengi...
Gel ürkme derim ama,
Bilirim bilmezsin be adam.
Anlamazsın kadından.
Kahkahanın yanında rakıdır senin için,
Şehvetine mayodur.
Yalanına tav,
Egona bir damla üzüm çekirdeği...
Evet, sen.
Elden düşme, çarpık yürekli,
Babasına ziyan yırtık niyetli...
Anlamazsın kadından.
Gülüşlerin çalıntı, gözlere düşman,
Saflığa zindan rüyaların hep art niyetli...
Bilirim bilmezsin be adam,
Anlamazsın sen aşktan.
Pirzoladan sonra kürdandır senin için,
Ayran çalkalamaktır.
Masallarına tav,
Edepsiz fıkralarının eküri karakteri...
Sen.
Kelepir maymun, soysuzun önde gideni,
Oksijeni zehir yırtık niyetli...
Anlamazsın sen aşktan.
Kabuslarla birader, adiliğin baş neferi,
İnsanlığın vücut bulmuş cehennemi!
Sevene sevilene isyan,
Yırtık niyetli!
Geceler Aşkına
Söyle...
Ben ki gözlerimi kapatmışım,
Akan yaşlara nispet...
Sıkmışım dişlerimi,
Bağlamışım kollarımı,
Dinlemekteyim.
Sinirlerim kayıp,
Sözlerimi hapsetmişim,
Bir yudum balon nefesinde.
Avuçlarım kaşınıyor,
Kadehime bakamıyorum.
Söylesene...
Söylesene be adam!
Söylesene be kadın!
Söylesene be çocuk!
Bir kadeh de bana koy desene...
Bak şu geceye...
Bak ki kasvet akıyor.
Hilali hançer misali ellerinde,
Sütyeninin sol askısı düşmüş,
Saçları dağların belinde...
Suskunluğunu neden bozmuyor,
Niyeti ne?
Bu kırgınlık kime?
Gözleri bana maviyi anımsatıyor.
Nefesi deniz misali...
İki küçük kuyruklu yıldız,
Filtreli filtreli esiyor ciğerlerime...
Söylesene...
Kum olurum,
Yel olurum,
Mavi olurum.
Yosun gibi aşık olurum.
Söylesene...
Söylesene be küçük kız,
Benim yerime sen söylesene!
Derdi nedir?
Nerdedir?
Bir kadeh de bana koy desene...
Ben ki gözlerimi kapatmışım,
Akan yaşlara nispet...
Sıkmışım dişlerimi,
Bağlamışım kollarımı,
Dinlemekteyim.
Sinirlerim kayıp,
Sözlerimi hapsetmişim,
Bir yudum balon nefesinde.
Avuçlarım kaşınıyor,
Kadehime bakamıyorum.
Söylesene...
Söylesene be adam!
Söylesene be kadın!
Söylesene be çocuk!
Bir kadeh de bana koy desene...
Bak şu geceye...
Bak ki kasvet akıyor.
Hilali hançer misali ellerinde,
Sütyeninin sol askısı düşmüş,
Saçları dağların belinde...
Suskunluğunu neden bozmuyor,
Niyeti ne?
Bu kırgınlık kime?
Gözleri bana maviyi anımsatıyor.
Nefesi deniz misali...
İki küçük kuyruklu yıldız,
Filtreli filtreli esiyor ciğerlerime...
Söylesene...
Kum olurum,
Yel olurum,
Mavi olurum.
Yosun gibi aşık olurum.
Söylesene...
Söylesene be küçük kız,
Benim yerime sen söylesene!
Derdi nedir?
Nerdedir?
Bir kadeh de bana koy desene...
3 Şubat 2010 Çarşamba
Yaman Delikanlı
Adı Yaman,
Mahallenin elma yanaklı delikanlısı..
Yüreği yumruğu kadar,
Sıksa iki misket anca sığar içine...
Para onun için sakız fiyatı,
Sade...
Öfkesi ancak bir tırtıl kadar,
Sıksa iki misket anca sığar içine...
Ruhu anlatılamaz.
Aklından geçenler yere düşse eğilip alamaz,
Annesinden öyle öğrenmiştir çünkü..
Niyetleri gümüş tepside,
El örgüsü süveterleri kadar hassas.
Yere düşse,
Canını yaksa anlamadığı kelimeler,
Gözünden iki damla yaşı akıtamaz,
Babasından öyle öğrenmiştir çünkü..
Düğüm yapıp yutar.
Papatya yaprağı kadar narindir hayalleri..
Basit fallar hesabına uçucudurlar..
İleride burjuvazi dediği alem tiplerinden nefret edecektir.
Ama o zamanlar aklı ermez.
Yanına yaklaşmaya kıyamayacağı kızlara aşık olacaktır.
Ama o zamanlar aşk onun için sakız falıdır.
Umursamazlıktan ölesiye şikayet edecektir.
Ama o zamanlar umursamazlığı bilmez.
Umursamazlık oyunlarda fasulye olmaktır onun için...
Annesi gibi kızlar tanıyamayacaktır,
Babası gibi arkadaşlar edinemeyecektir,
Misket uğruna çıkan kavgalardan daha yıkıcıdır hayat...
İleride yapacağı hatalar başkadır,
Sek sekte çizgiye basmaya benzemez.
Önüne çıkanlar çok yalanlar söyleyeceklerdir.
Lades iddialarından daha çok aldatıcıdır hayat...
Bilemez.
Bilmesin.
O hep çocuk kalacaktır.
İçinde büyüyemeyecektir.
Büyüsün.
Kalbi dünyalara bedel olabilir...
İnsanlara olan sevgisi başına bela olacaktır.
Olsun.
Asla bilemez.
Bilmesin.
Ama onun hiddeti ne kadar büyüyecek ki?
Öfkesi ancak bir kelebek kadar,
Sıksa iki misket anca sığar içine...
Mahallenin elma yanaklı delikanlısı..
Yüreği yumruğu kadar,
Sıksa iki misket anca sığar içine...
Para onun için sakız fiyatı,
Sade...
Öfkesi ancak bir tırtıl kadar,
Sıksa iki misket anca sığar içine...
Ruhu anlatılamaz.
Aklından geçenler yere düşse eğilip alamaz,
Annesinden öyle öğrenmiştir çünkü..
Niyetleri gümüş tepside,
El örgüsü süveterleri kadar hassas.
Yere düşse,
Canını yaksa anlamadığı kelimeler,
Gözünden iki damla yaşı akıtamaz,
Babasından öyle öğrenmiştir çünkü..
Düğüm yapıp yutar.
Papatya yaprağı kadar narindir hayalleri..
Basit fallar hesabına uçucudurlar..
İleride burjuvazi dediği alem tiplerinden nefret edecektir.
Ama o zamanlar aklı ermez.
Yanına yaklaşmaya kıyamayacağı kızlara aşık olacaktır.
Ama o zamanlar aşk onun için sakız falıdır.
Umursamazlıktan ölesiye şikayet edecektir.
Ama o zamanlar umursamazlığı bilmez.
Umursamazlık oyunlarda fasulye olmaktır onun için...
Annesi gibi kızlar tanıyamayacaktır,
Babası gibi arkadaşlar edinemeyecektir,
Misket uğruna çıkan kavgalardan daha yıkıcıdır hayat...
İleride yapacağı hatalar başkadır,
Sek sekte çizgiye basmaya benzemez.
Önüne çıkanlar çok yalanlar söyleyeceklerdir.
Lades iddialarından daha çok aldatıcıdır hayat...
Bilemez.
Bilmesin.
O hep çocuk kalacaktır.
İçinde büyüyemeyecektir.
Büyüsün.
Kalbi dünyalara bedel olabilir...
İnsanlara olan sevgisi başına bela olacaktır.
Olsun.
Asla bilemez.
Bilmesin.
Ama onun hiddeti ne kadar büyüyecek ki?
Öfkesi ancak bir kelebek kadar,
Sıksa iki misket anca sığar içine...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
